Denizlere askerî amaçlarla döşenen mayınlar, bağlantılarından kopup rüzgârın ve akıntının etkisiyle su yüzeyinde sürüklendiğinde "serseri mayın" olurlar. Hiç beklenmedik bir anda, hiç ilgisi olmayan bir nesneye çarparak infilak eder ve etraflarını darmadağın ederler. Ne acıdır ki bu serseri mayınlar, bugün bulunmamaları gereken en güvenli limanlarda; eğitim ortamlarımızda patlamaya devam ediyor.
Hemen her okulda; hiçbir sorumluluk duygusu taşımayan, izlediği mafya dizilerinin rüzgârına kapılıp hayatı bir film seti sanan, aylakça gezinen ve kendini ispatlamanın tek yolunu kaba kuvvette arayan birkaç "serseri mayına" rastlamak mümkün. Aile terbiyesinden nasibini almamış bu profiller, birer suç makinesi gibi okul koridorlarında dolaşıyor. İnfilak ettikleri anda ise sadece fiziksel bir zarar vermiyorlar; ilim ve irfan yuvası olması gereken okullarımızda gençlerimizin ruhunda ömür boyu sürecek travmalar bırakıyor, eğitim emekçisi öğretmenlerimizin canına ve ruh sağlığına kastediyorlar.
Ramazan’da Sarsılan Vicdanlar
Manevi huzur ve dinginlik aradığımız mübarek Ramazan ayında bile bu mayınlardan biri patladı. Bir öğretmenimizi ebediyete uğurlarken, bir öğretmenimiz ve bir öğrencimiz de yaralandı. Vefat eden meslektaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Ancak taziye mesajları ve basın bildirileri bu yarayı kapatmaya yetmez. Genlerinde "Bana bir harf öğretenin kırk yıl köle olurum" düsturunu taşıyan bir toplum için bu tür olaylar asla "doğal" karşılanamaz.
Bir hukuk devleti olarak, her bireyin yaşam hakkını koruma sorumluluğuyla acilen gerekli yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Dün kulak arkası ettiğimiz eksiklikler bugün can alıyorsa, nerede hata yaptığımızı durup iyice düşünmeliyiz.
Medya ve Aile Sorumluluğu
Bu noktada RTÜK’e büyük görevler düşmektedir. Mafya dizilerinin reyting rekorları kırdığı, "mafya babalarına" lider güzellemelerinin yapıldığı bir medya düzeninde yetişen gençlerin ruh sağlığının yerinde kalmasını bekleyebilir miyiz? Okul yönetimiyle alay eden, akran zorbalığını meşrulaştıran ve mesleki onuru çiğneyen içerikler, disiplin mekanizmasını yerle bir etmektedir. RTÜK, bu tür yayınlara karşı sadece kınama değil, caydırıcı yaptırımlarla harekete geçmelidir.
Öte yandan, bir çocuğun ahlak ve erdeminden birinci derecede sorumlu olan ailesidir. Çocuğuna sevgi, saygı ve merhamet aşılamayan, erdemli yaşama ilkelerini öğretmeyen veliler, bu sorumsuzluğun bedelini ödemelidir. Okul idarelerine baskı kurarak suçlu çocuğunu kurtarmaya çalışan anlayış, aslında kendi geleceğini ateşe atmaktadır.
Ceza Değil, Rehabilitasyon ve İletişim
Elbette sadece cezalandırmak çözüm değil. Suça meyilli gençlerin rehabilite edilmesi şarttır. Konya’da şahit olduğum bir çalışma buna güzel bir örnektir: Madde bağımlısı gençlerin, tıbbi tedavinin ardından kol düğmesi ve yüzük gibi ince işçilik isteyen el sanatlarına yönlendirilerek zihinlerinde eski bağımlılığının canlanmasını önlendiğini görmüştüm. Benzer rehabilitasyon programlarını yaygınlaştırarak, suç potansiyeli taşıyan gençlerimizi kronikleşmeden topluma kazandırabiliriz.
Sonuçta; anne ve babalar olarak gençlerimizle sağlıklı iletişim bağlarımızı koparmamalıyız. O bağlar koptuğu anda, çocuklarımız nerede ve ne zaman patlayacağı belli olmayan birer "serseri mayına" dönüşüyor. İlim ve irfan yuvalarımızı yeniden güvenli limanlar haline getirmek, toplumun her kesiminin ortak görevidir.
Sağlıcakla kalınız.
İbrahim YERTÜRK