Yargının Karanlık Yüzü: İsrail’in İdam Yasası ve Hukuk Kılıflı Soykırım Bir Modern Hukuk İntiharı
Van Haber
19.05.2026 - 18:03, Güncelleme:
19.05.2026 - 18:03
Yargının Karanlık Yüzü: İsrail’in İdam Yasası ve Hukuk Kılıflı Soykırım Bir Modern Hukuk İntiharı
Hukuk, doğası gereği yaşamı ve adaleti korumak için inşa edilmiş bir kale olması gerekirken; bazen bir halkın imhası için örülen soğuk bir duvara dönüşebiliyor.
Hukuk, doğası gereği yaşamı ve adaleti korumak için inşa edilmiş bir kale olması gerekirken; bazen bir halkın imhası için örülen soğuk bir duvara dönüşebiliyor. Bugün tanıklık ettiğimiz süreç, İsrail Meclisi (Knesset) eliyle kabul edilen "Filistinli Esirlere Yönelik İdam Yasası" ile tam olarak bu dönüşümün en acı örneğini sergiliyor. 30 Mart 2026, sadece bir yasanın kabul edildiği gün değil; evrensel hukuk normlarının, bir işgal rejiminin hırsı uğruna kurban edildiği kara bir tarih olarak kayıtlara geçmiştir.
Cenevre’den Nazi Analojisine: Hukuk Mu, İntikam Mı?
Uluslararası hukukun temel taşlarından biri olan Dördüncü Cenevre Sözleşmesi (Madde 68/2), işgalci bir güce sınırlarını net çizer: İşgal edilen topraklarda, işgalden önce var olmayan bir idam cezasını ihdas edemezsiniz. Filistin topraklarının işgal öncesi hukukunda karşılığı bulunmayan bu düzenleme, "meşruiyet" görüntüsü altında işlenen bir hukuk cinayetidir.
Tarih, bu sinsi yöntemi daha önce de görmüştü. Nazi Almanyası, gerçekleştirdiği büyük katliamları kendi ihdas ettiği "yasalar" çerçevesinde yürüterek barbarlığına bürokratik bir zırh giydirmişti. Bugün İsrail yargısının, Siyonizm’in ajandasına hizmet eden keyfi bir araca dönüşmesi, bu karanlık mirasın günümüzdeki izdüşümüdür.
Bu yasa, sadece bir ceza türünü değil, korkunç bir ayrımcılığı da perçinlemektedir. Aynı suçu işleyen bir İsrail vatandaşı ile bir Filistinli arasında uçurumlar yaratan bu sistem; askeri mahkemeler, oybirliği şartı aranmayan kararlar ve temyiz hakkının gaspıyla yürümektedir. Roma Statüsü’nde tanımlanan "Apartheid" suçunun en somut delili, işte bu hukuki ikiliktir. Kendi toprağını savunan bir halkın sadakat yükümlülüğü bulunmadığı gerçeği yok sayılarak, meşru müdafaa "idamlık suç" kategorisine itilmektedir.
Bizler, bu düzenlemenin basit bir ceza hukuku meselesi olmadığını; aksine, yıllardır süregelen soykırım politikalarının son halkası olduğunu haykırıyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki süreçlere bu "infaz rejimi" bir kanıt olarak dahil edilmelidir.
Dünya baroları, akademisyenler ve hak savunucuları için artık "tarafsız kalma" lüksü tükenmiştir. Lefkara sayfalarından bir kez daha hatırlatıyoruz: Zulme karşı hukuki bir kılıf dikmek, o zulmü meşrulaştırmaz; sadece yapanı tarihin önünde mahkûm eder. Onurlu Filistin halkının yaşam hakkını savunmak, bugün insanlığın en büyük sınavıdır.
HUKUKUN SİLAHLAŞTIRILMASINA DUR DEYİN!
Bu yazı sadece bir tespit değil, bir sorumluluk çağrısıdır. Sessiz kalmak, uluslararası hukukun cenaze namazına katılmaktır. İşte bireysel ve kurumsal düzeyde atabileceğiniz somut adımlar:
UCM’ye Bireysel Bildirim: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı’na, Roma Statüsü'nün 15. Maddesi kapsamında "Apartheid" ve "Savaş Suçu" delili olarak bu yasa metnini içeren dijital bildirimlerde bulunun.
Akademik Boykot ve Farkındalık: Üniversite konseyleri ve Fakültelerde "İşgal Hukuku ve İdam" konulu paneller düzenleyerek, meselenin teknik bir yasa değişikliği değil, bir soykırım enstrümanı olduğunu akademik literatüre işleyin.
Dijital Diplomasi: Metinde geçen #StopLegalizedGenocide ve #PalestineRightToLife etiketleriyle, Cenevre Sözleşmesi’nin ihlal edildiğini dünyaya duyurun.
Vanhaberleri - Van haber - Yerel Van Haber - Yerel haberler
Hukuk, doğası gereği yaşamı ve adaleti korumak için inşa edilmiş bir kale olması gerekirken; bazen bir halkın imhası için örülen soğuk bir duvara dönüşebiliyor.
Hukuk, doğası gereği yaşamı ve adaleti korumak için inşa edilmiş bir kale olması gerekirken; bazen bir halkın imhası için örülen soğuk bir duvara dönüşebiliyor. Bugün tanıklık ettiğimiz süreç, İsrail Meclisi (Knesset) eliyle kabul edilen "Filistinli Esirlere Yönelik İdam Yasası" ile tam olarak bu dönüşümün en acı örneğini sergiliyor. 30 Mart 2026, sadece bir yasanın kabul edildiği gün değil; evrensel hukuk normlarının, bir işgal rejiminin hırsı uğruna kurban edildiği kara bir tarih olarak kayıtlara geçmiştir.
Cenevre’den Nazi Analojisine: Hukuk Mu, İntikam Mı?
Uluslararası hukukun temel taşlarından biri olan Dördüncü Cenevre Sözleşmesi (Madde 68/2), işgalci bir güce sınırlarını net çizer: İşgal edilen topraklarda, işgalden önce var olmayan bir idam cezasını ihdas edemezsiniz. Filistin topraklarının işgal öncesi hukukunda karşılığı bulunmayan bu düzenleme, "meşruiyet" görüntüsü altında işlenen bir hukuk cinayetidir.
Tarih, bu sinsi yöntemi daha önce de görmüştü. Nazi Almanyası, gerçekleştirdiği büyük katliamları kendi ihdas ettiği "yasalar" çerçevesinde yürüterek barbarlığına bürokratik bir zırh giydirmişti. Bugün İsrail yargısının, Siyonizm’in ajandasına hizmet eden keyfi bir araca dönüşmesi, bu karanlık mirasın günümüzdeki izdüşümüdür.
Bu yasa, sadece bir ceza türünü değil, korkunç bir ayrımcılığı da perçinlemektedir. Aynı suçu işleyen bir İsrail vatandaşı ile bir Filistinli arasında uçurumlar yaratan bu sistem; askeri mahkemeler, oybirliği şartı aranmayan kararlar ve temyiz hakkının gaspıyla yürümektedir. Roma Statüsü’nde tanımlanan "Apartheid" suçunun en somut delili, işte bu hukuki ikiliktir. Kendi toprağını savunan bir halkın sadakat yükümlülüğü bulunmadığı gerçeği yok sayılarak, meşru müdafaa "idamlık suç" kategorisine itilmektedir.
Bizler, bu düzenlemenin basit bir ceza hukuku meselesi olmadığını; aksine, yıllardır süregelen soykırım politikalarının son halkası olduğunu haykırıyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki süreçlere bu "infaz rejimi" bir kanıt olarak dahil edilmelidir.
Dünya baroları, akademisyenler ve hak savunucuları için artık "tarafsız kalma" lüksü tükenmiştir. Lefkara sayfalarından bir kez daha hatırlatıyoruz: Zulme karşı hukuki bir kılıf dikmek, o zulmü meşrulaştırmaz; sadece yapanı tarihin önünde mahkûm eder. Onurlu Filistin halkının yaşam hakkını savunmak, bugün insanlığın en büyük sınavıdır.
HUKUKUN SİLAHLAŞTIRILMASINA DUR DEYİN!
Bu yazı sadece bir tespit değil, bir sorumluluk çağrısıdır. Sessiz kalmak, uluslararası hukukun cenaze namazına katılmaktır. İşte bireysel ve kurumsal düzeyde atabileceğiniz somut adımlar:
UCM’ye Bireysel Bildirim: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı’na, Roma Statüsü'nün 15. Maddesi kapsamında "Apartheid" ve "Savaş Suçu" delili olarak bu yasa metnini içeren dijital bildirimlerde bulunun.
Akademik Boykot ve Farkındalık: Üniversite konseyleri ve Fakültelerde "İşgal Hukuku ve İdam" konulu paneller düzenleyerek, meselenin teknik bir yasa değişikliği değil, bir soykırım enstrümanı olduğunu akademik literatüre işleyin.
Dijital Diplomasi: Metinde geçen #StopLegalizedGenocide ve #PalestineRightToLife etiketleriyle, Cenevre Sözleşmesi’nin ihlal edildiğini dünyaya duyurun.
Vanhaberleri - Van haber - Yerel Van Haber - Yerel haberler
Van HABERİ
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.