Avukat Ümmühan Bedihağaoğlu
Köşe Yazarı
Avukat Ümmühan Bedihağaoğlu
 

Terörsüz Türkiye Yasası: Tarihi Bir Mutabakat

Türkiye, uzun yıllardır terörle mücadele başlığında birbirinden sert siyasi tartışmaların yaşandığına hepimiz şahidiz. 10 Ağustos'ta TBMM’de 468 milletvekilinin oyuyla kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi olarak okunamaz.   Bu oylama, aynı zamanda Türkiye siyasetinin uzun zamandır görmediği ölçekte bir siyasi mutabakata işaret ediyor.   Nitekim yapılan açıklamada, bu mutabakatın “bin yıllık kardeşliğin ve sarsılmaz iç cephenin nişanesi” olduğu vurgulanırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a ve destek veren siyasi parti gruplarına teşekkür edildi.   Burada artık mesele yalnızca bir kanun maddesinin ne söylediği değildir.   Asıl mesele şudur:   Türkiye, terörle mücadelede yeni bir hukuki ve siyasi dönemin kapısını mı açıyor?   Bana göre, evet.   Ancak bu kapının nereye açılacağını belirleyecek olan şey, kanunun Meclis’ten geçmesi kadar, hatta belki ondan daha fazla, bundan sonraki uygulamadır.   468 OYUN ANLAMI   468 oy, Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından sıradan bir sayı değildir.   Terör ve Kürt meselesi gibi Türkiye siyasetinin en ağır fay hatlarından birinin üzerinde böylesine geniş bir mutabakatın ortaya çıkması, başlı başına siyasi bir mesajdır.   Yıllarca birbirini “terörle mücadele” üzerinden suçlayan siyasi aktörlerin aynı hukuki zeminde buluşması, Terörsüz Türkiye hedefinin artık yalnızca hükümetin siyasi söylemi olmaktan çıkıp kurumsal bir devlet politikasına dönüşme ihtimalini güçlendirmektedir.   Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi iradesi, Devlet Bahçeli’nin yıllardır yaptığı çağrılar, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yürüttüğü parlamenter süreç ve farklı siyasi partilerin verdiği destek birlikte değerlendirildiğinde, ortaya Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde kolay rastlanmayacak bir tablo çıkıyor.   Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.   Siyasi mutabakat ile hukuki sonuç aynı şey değildir.   Bir kanunun kabul edilmesi, kapsamına giren herkesin otomatik olarak serbest kalacağı, bütün davaların düşeceği veya bütün cezaların ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.   Tam tersine, düzenlemenin dikkatle incelendiğinde oldukça şartlı bir sistem kurduğu görülüyor.   BU BİR AF DEĞİL   Kamuoyundaki en büyük tartışmalardan biri şüphesiz “af” meselesi olacak.   Ancak düzenlemenin hukuki tekniği açısından bakıldığında bunun klasik anlamda bir genel af veya özel af olmadığını söylemek gerekiyor.   Öngörülen sistem esas itibarıyla şarta bağlı ve süreli bir erteleme mekanizmasıdır.   Kapsama giren soruşturma ve kovuşturmalar belirli sürelerle erteleniyor. Kesinleşmiş cezalar bakımından ise infazın belirli süreyle ertelenmesi öngörülüyor.   Daha önemlisi, bu sonuçların doğması bazı şartlara bağlanıyor.   Yani sistem;   “Kanun çıktı, herkes tahliye edildi.”   şeklinde işlemiyor.   Tam tersine;   “Kanun çıktı, şartlar gerçekleşti, başvuru yapıldı, kapsam değerlendirmesi yapıldı ve öngörülen erteleme rejimi uygulanmaya başladı.”   şeklinde işliyor.   Bu ayrım özellikle ceza hukuku bakımından son derece önemli.   EN KRİTİK ŞART: SİLAH BIRAKMA VE MGK TEYİDİ   Düzenlemenin belki de en önemli noktası burada.   Yasanın uygulanması, PKK/KCK’nın fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesine ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasına bağlanıyor.   Dolayısıyla kanunun Meclis'ten geçmesi tek başına yeterli değil.   Hukuki mekanizmanın fiilen devreye girmesi için siyasi ve güvenlik boyutunda bir başka aşamanın tamamlanması gerekiyor.   Bu da düzenlemenin neden klasik bir af yasasından farklı olduğunu açıkça gösteriyor.   Türkiye burada yalnızca “geçmişle ilgili bir ceza hukuku düzenlemesi” yapmıyor.   Aynı zamanda geleceğe ilişkin bir davranış şartı koyuyor.   Başka bir ifadeyle hukuk, siyasi sürecin arkasından yürümüyor; siyasi sürecin belirli şartlarının gerçekleşmesini bekleyen bir güvence mekanizması kuruyor.   KİMLER YARARLANABİLECEK?   Düzenlemenin kapsamı da dikkatle ele alınmalı.   Silahlı terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, propaganda ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar düzenlemenin kapsamına alınıyor.   Buna karşılık özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları kapsam dışında tutuluyor.   Bu son derece önemli.   Çünkü kamuoyunda zaman zaman “terör suçlarının tamamı affediliyor” şeklinde genellemeler yapılabiliyor.   Oysa hukuki tablo bundan çok daha farklı.   Düzenleme suç türlerini, suçun niteliğini, verilen cezanın ağırlığını ve bazı tarihsel sınırları ayrı ayrı değerlendiriyor.   Dolayısıyla her dosyanın kendi içeriği üzerinden incelenmesi gerekecek.   5 YIL MI, 10 YIL MI?   Sistem, cezaların ağırlığına göre iki ayrı erteleme süresi getiriyor.   Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından 5 yıllık bir erteleme öngörülüyor.   15 yıldan fazla hapis, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar bakımından ise süre 10 yıl olarak belirleniyor.   Burada çok önemli bir sonuç var:   Erteleme süresi suç işlenmeden geçirilirse, düzenlemenin öngördüğü hukuki sonuçlar ortaya çıkıyor.   Kesinleşmiş mahkûmiyetler bakımından ise infazın ertelenmesi söz konusu olduğunda, şartların gerçekleşmesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılması gündeme geliyor.   Dolayısıyla sistem basit bir “bekletme” mekanizmasından daha ileri bir sonuç doğurabiliyor.   Ancak bunun da bir koşulu var:   Yeni bir suç işlenmemesi.   TUTUKLULAR AÇISINDAN EN ÖNEMLİ SONUÇ   Düzenlemenin pratikte en çok tartışılacak sonuçlarından biri de tutukluluk ve adli kontrol tedbirleri.   Kapsama giren suçlar bakımından erteleme kararı verilmesi halinde, şartların bulunması koşuluyla tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması öngörülüyor.   Bu nedenle düzenleme yürürlüğe girip gerekli şartlar da gerçekleştiğinde, halen tutuklu bulunan bazı kişiler açısından tahliye sonucunun ortaya çıkması mümkün olabilecek.   Fakat yine aynı noktaya geliyoruz:   Bu otomatik bir tahliye sistemi değil.   Dosyanın kapsamda olup olmadığı, suçun niteliği, kanunda öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediği ve ilgili yargısal kararların verilmesi gerekecek.   ALTI AYLIK SÜREYE DİKKAT   Düzenlemenin uygulamasında gözden kaçırılmaması gereken bir başka nokta da başvuru süresi.   MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 6 ay içinde yazılı başvuru yapılması öngörülüyor.   Bu nedenle kapsamda olduğunu düşünen kişiler açısından yalnızca “kanun çıktı” demek yeterli olmayacak.   Hangi suçtan soruşturma veya kovuşturma yürütüldüğü, dosyanın hangi aşamada bulunduğu, hükmün kesinleşip kesinleşmediği, cezanın miktarı ve başvuru süresi gibi hususların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecek.   Özellikle ceza hukuku uygulamasında süreler bazen davanın kendisi kadar önemlidir.   Bir hakkın var olması ile o haktan süresinde yararlanabilmek aynı şey değildir.   ASIL SINAV KANUNUN UYGULANMASINDA   Burada Türkiye'nin önünde çok önemli bir sınav var.   Bir tarafta devletin terörle mücadelede yıllardır sürdürdüğü güvenlik politikası var.   Diğer tarafta terör örgütünün silah bırakması, örgütsel yapının sona ermesi ve Türkiye'nin yeni bir toplumsal bütünleşme dönemine girmesi hedefi bulunuyor.   Bu iki sürecin birbirine bağlandığı yer ise hukuk.   Hukuk ne siyasi bir pazarlığın aracı haline gelmeli ne de toplumsal barış hedefinin önünü tıkayan katı bir bürokratik mekanizmaya dönüşmeli.   Devlet açısından güvenlik hassasiyeti ne kadar önemliyse, hukuk devleti ilkeleri de o kadar önemlidir.   Çünkü Terörsüz Türkiye hedefinin kalıcı olabilmesi, yalnızca silahların susmasına değil, hukukun öngörülebilir ve eşit uygulanmasına bağlıdır.   468 OYLA VERİLEN MESAJ   Meclis'teki 468 oy, bu nedenle yalnızca bir kanunun kabul edildiğini göstermiyor.   Türkiye'de uzun yıllardır devam eden bir çatışma alanında, siyasi partilerin çok geniş bir bölümünün aynı hukuki zeminde buluşabildiğini gösteriyor.   Bu, küçümsenecek bir gelişme değildir.   Ancak tarih bize bir şeyi de defalarca gösterdi:   Büyük siyasi sözlerin gerçek anlamı, uygulamada ortaya çıkar.   Terörsüz Türkiye gerçekten hayata geçecekse bunun üç ayağı olmak zorunda.   Birincisi, terör örgütünün silahlı kapasitesinin gerçekten sona ermesi.   İkincisi, devletin güvenlik politikasının hukuk devleti çerçevesinde yürütülmesi.   Üçüncüsü ise toplumsal bütünleşmenin yalnızca güvenlik başlığına indirgenmemesi.   Çünkü terörsüzlük yalnızca silahların susması değildir.   Terörsüzlük, vatandaşın kendisini devletin eşit ve güvenceli bir yurttaşı olarak hissetmesidir.   TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR EŞİK   Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.   Meclis'teki geniş mutabakat siyasi zemini oluşturdu.   Kanunun uygulanabilmesi için öngörülen şartlar ise hukuki zemini belirleyecek.   Bundan sonraki süreçte gözler bir yandan örgütün silah bırakma ve fesih sürecine, diğer yandan devlet kurumlarının yapacağı tespitlere ve nihayetinde MGK kararına çevrilecek.   Ardından yargının önüne çok sayıda teknik dosya gelecek.   İşte asıl sınav burada başlayacak.   Türkiye'nin önündeki mesele artık yalnızca “terör biter mi?” sorusu değildir.   Asıl soru şudur:   Terörün bitmesinden sonra Türkiye nasıl bir hukuk düzeni ve nasıl bir toplumsal sözleşme kuracak?   Eğer 468 oyla ortaya çıkan Meclis mutabakatı, hukuk devleti, demokratik siyaset ve toplumsal bütünleşme ile desteklenebilirse, 10 Ağustos 2026 yalnızca bir kanunun kabul edildiği tarih olarak kalmayabilir.   Türkiye'nin uzun yıllardır taşıdığı ağır bir yükün geride bırakılmaya başlandığı tarih olarak da hatırlanabilir.   Ancak bunun için bir şart var:   Silahların susması kadar, hukukun da konuşması gerekiyor.   Ve belki de “Terörsüz Türkiye” hedefinin gerçek anlamı tam olarak burada yatıyor...
Ekleme Tarihi: 11 Ağustos 2026 -Salı

Terörsüz Türkiye Yasası: Tarihi Bir Mutabakat

Türkiye, uzun yıllardır terörle mücadele başlığında birbirinden sert siyasi tartışmaların yaşandığına hepimiz şahidiz. 10 Ağustos'ta TBMM’de 468 milletvekilinin oyuyla kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi olarak okunamaz.
 
Bu oylama, aynı zamanda Türkiye siyasetinin uzun zamandır görmediği ölçekte bir siyasi mutabakata işaret ediyor.
 
Nitekim yapılan açıklamada, bu mutabakatın “bin yıllık kardeşliğin ve sarsılmaz iç cephenin nişanesi” olduğu vurgulanırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a ve destek veren siyasi parti gruplarına teşekkür edildi.
 
Burada artık mesele yalnızca bir kanun maddesinin ne söylediği değildir.
 
Asıl mesele şudur:
 
Türkiye, terörle mücadelede yeni bir hukuki ve siyasi dönemin kapısını mı açıyor?
 
Bana göre, evet.
 
Ancak bu kapının nereye açılacağını belirleyecek olan şey, kanunun Meclis’ten geçmesi kadar, hatta belki ondan daha fazla, bundan sonraki uygulamadır.
 
468 OYUN ANLAMI
 
468 oy, Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından sıradan bir sayı değildir.
 
Terör ve Kürt meselesi gibi Türkiye siyasetinin en ağır fay hatlarından birinin üzerinde böylesine geniş bir mutabakatın ortaya çıkması, başlı başına siyasi bir mesajdır.
 
Yıllarca birbirini “terörle mücadele” üzerinden suçlayan siyasi aktörlerin aynı hukuki zeminde buluşması, Terörsüz Türkiye hedefinin artık yalnızca hükümetin siyasi söylemi olmaktan çıkıp kurumsal bir devlet politikasına dönüşme ihtimalini güçlendirmektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi iradesi, Devlet Bahçeli’nin yıllardır yaptığı çağrılar, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yürüttüğü parlamenter süreç ve farklı siyasi partilerin verdiği destek birlikte değerlendirildiğinde, ortaya Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde kolay rastlanmayacak bir tablo çıkıyor.
 
Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
 
Siyasi mutabakat ile hukuki sonuç aynı şey değildir.
 
Bir kanunun kabul edilmesi, kapsamına giren herkesin otomatik olarak serbest kalacağı, bütün davaların düşeceği veya bütün cezaların ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.
 
Tam tersine, düzenlemenin dikkatle incelendiğinde oldukça şartlı bir sistem kurduğu görülüyor.
 
BU BİR AF DEĞİL
 
Kamuoyundaki en büyük tartışmalardan biri şüphesiz “af” meselesi olacak.
 
Ancak düzenlemenin hukuki tekniği açısından bakıldığında bunun klasik anlamda bir genel af veya özel af olmadığını söylemek gerekiyor.
 
Öngörülen sistem esas itibarıyla şarta bağlı ve süreli bir erteleme mekanizmasıdır.
 
Kapsama giren soruşturma ve kovuşturmalar belirli sürelerle erteleniyor. Kesinleşmiş cezalar bakımından ise infazın belirli süreyle ertelenmesi öngörülüyor.
 
Daha önemlisi, bu sonuçların doğması bazı şartlara bağlanıyor.
 
Yani sistem;
 
“Kanun çıktı, herkes tahliye edildi.”
 
şeklinde işlemiyor.
 
Tam tersine;
 
“Kanun çıktı, şartlar gerçekleşti, başvuru yapıldı, kapsam değerlendirmesi yapıldı ve öngörülen erteleme rejimi uygulanmaya başladı.”
 
şeklinde işliyor.
 
Bu ayrım özellikle ceza hukuku bakımından son derece önemli.
 
EN KRİTİK ŞART: SİLAH BIRAKMA VE MGK TEYİDİ
 
Düzenlemenin belki de en önemli noktası burada.
 
Yasanın uygulanması, PKK/KCK’nın fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesine ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasına bağlanıyor.
 
Dolayısıyla kanunun Meclis'ten geçmesi tek başına yeterli değil.
 
Hukuki mekanizmanın fiilen devreye girmesi için siyasi ve güvenlik boyutunda bir başka aşamanın tamamlanması gerekiyor.
 
Bu da düzenlemenin neden klasik bir af yasasından farklı olduğunu açıkça gösteriyor.
 
Türkiye burada yalnızca “geçmişle ilgili bir ceza hukuku düzenlemesi” yapmıyor.
 
Aynı zamanda geleceğe ilişkin bir davranış şartı koyuyor.
 
Başka bir ifadeyle hukuk, siyasi sürecin arkasından yürümüyor; siyasi sürecin belirli şartlarının gerçekleşmesini bekleyen bir güvence mekanizması kuruyor.
 
KİMLER YARARLANABİLECEK?
 
Düzenlemenin kapsamı da dikkatle ele alınmalı.
 
Silahlı terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, propaganda ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar düzenlemenin kapsamına alınıyor.
 
Buna karşılık özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları kapsam dışında tutuluyor.
 
Bu son derece önemli.
 
Çünkü kamuoyunda zaman zaman “terör suçlarının tamamı affediliyor” şeklinde genellemeler yapılabiliyor.
 
Oysa hukuki tablo bundan çok daha farklı.
 
Düzenleme suç türlerini, suçun niteliğini, verilen cezanın ağırlığını ve bazı tarihsel sınırları ayrı ayrı değerlendiriyor.
 
Dolayısıyla her dosyanın kendi içeriği üzerinden incelenmesi gerekecek.
 
5 YIL MI, 10 YIL MI?
 
Sistem, cezaların ağırlığına göre iki ayrı erteleme süresi getiriyor.
 
Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından 5 yıllık bir erteleme öngörülüyor.
 
15 yıldan fazla hapis, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar bakımından ise süre 10 yıl olarak belirleniyor.
 
Burada çok önemli bir sonuç var:
 
Erteleme süresi suç işlenmeden geçirilirse, düzenlemenin öngördüğü hukuki sonuçlar ortaya çıkıyor.
 
Kesinleşmiş mahkûmiyetler bakımından ise infazın ertelenmesi söz konusu olduğunda, şartların gerçekleşmesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılması gündeme geliyor.
 
Dolayısıyla sistem basit bir “bekletme” mekanizmasından daha ileri bir sonuç doğurabiliyor.
 
Ancak bunun da bir koşulu var:
 
Yeni bir suç işlenmemesi.
 
TUTUKLULAR AÇISINDAN EN ÖNEMLİ SONUÇ
 
Düzenlemenin pratikte en çok tartışılacak sonuçlarından biri de tutukluluk ve adli kontrol tedbirleri.
 
Kapsama giren suçlar bakımından erteleme kararı verilmesi halinde, şartların bulunması koşuluyla tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması öngörülüyor.
 
Bu nedenle düzenleme yürürlüğe girip gerekli şartlar da gerçekleştiğinde, halen tutuklu bulunan bazı kişiler açısından tahliye sonucunun ortaya çıkması mümkün olabilecek.
 
Fakat yine aynı noktaya geliyoruz:
 
Bu otomatik bir tahliye sistemi değil.
 
Dosyanın kapsamda olup olmadığı, suçun niteliği, kanunda öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediği ve ilgili yargısal kararların verilmesi gerekecek.
 
ALTI AYLIK SÜREYE DİKKAT
 
Düzenlemenin uygulamasında gözden kaçırılmaması gereken bir başka nokta da başvuru süresi.
 
MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 6 ay içinde yazılı başvuru yapılması öngörülüyor.
 
Bu nedenle kapsamda olduğunu düşünen kişiler açısından yalnızca “kanun çıktı” demek yeterli olmayacak.
 
Hangi suçtan soruşturma veya kovuşturma yürütüldüğü, dosyanın hangi aşamada bulunduğu, hükmün kesinleşip kesinleşmediği, cezanın miktarı ve başvuru süresi gibi hususların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecek.
 
Özellikle ceza hukuku uygulamasında süreler bazen davanın kendisi kadar önemlidir.
 
Bir hakkın var olması ile o haktan süresinde yararlanabilmek aynı şey değildir.
 
ASIL SINAV KANUNUN UYGULANMASINDA
 
Burada Türkiye'nin önünde çok önemli bir sınav var.
 
Bir tarafta devletin terörle mücadelede yıllardır sürdürdüğü güvenlik politikası var.
 
Diğer tarafta terör örgütünün silah bırakması, örgütsel yapının sona ermesi ve Türkiye'nin yeni bir toplumsal bütünleşme dönemine girmesi hedefi bulunuyor.
 
Bu iki sürecin birbirine bağlandığı yer ise hukuk.
 
Hukuk ne siyasi bir pazarlığın aracı haline gelmeli ne de toplumsal barış hedefinin önünü tıkayan katı bir bürokratik mekanizmaya dönüşmeli.
 
Devlet açısından güvenlik hassasiyeti ne kadar önemliyse, hukuk devleti ilkeleri de o kadar önemlidir.
 
Çünkü Terörsüz Türkiye hedefinin kalıcı olabilmesi, yalnızca silahların susmasına değil, hukukun öngörülebilir ve eşit uygulanmasına bağlıdır.
 
468 OYLA VERİLEN MESAJ
 
Meclis'teki 468 oy, bu nedenle yalnızca bir kanunun kabul edildiğini göstermiyor.
 
Türkiye'de uzun yıllardır devam eden bir çatışma alanında, siyasi partilerin çok geniş bir bölümünün aynı hukuki zeminde buluşabildiğini gösteriyor.
 
Bu, küçümsenecek bir gelişme değildir.
 
Ancak tarih bize bir şeyi de defalarca gösterdi:
 
Büyük siyasi sözlerin gerçek anlamı, uygulamada ortaya çıkar.
 
Terörsüz Türkiye gerçekten hayata geçecekse bunun üç ayağı olmak zorunda.
 
Birincisi, terör örgütünün silahlı kapasitesinin gerçekten sona ermesi.
 
İkincisi, devletin güvenlik politikasının hukuk devleti çerçevesinde yürütülmesi.
 
Üçüncüsü ise toplumsal bütünleşmenin yalnızca güvenlik başlığına indirgenmemesi.
 
Çünkü terörsüzlük yalnızca silahların susması değildir.
 
Terörsüzlük, vatandaşın kendisini devletin eşit ve güvenceli bir yurttaşı olarak hissetmesidir.
 
TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR EŞİK
 
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.
 
Meclis'teki geniş mutabakat siyasi zemini oluşturdu.
 
Kanunun uygulanabilmesi için öngörülen şartlar ise hukuki zemini belirleyecek.
 
Bundan sonraki süreçte gözler bir yandan örgütün silah bırakma ve fesih sürecine, diğer yandan devlet kurumlarının yapacağı tespitlere ve nihayetinde MGK kararına çevrilecek.
 
Ardından yargının önüne çok sayıda teknik dosya gelecek.
 
İşte asıl sınav burada başlayacak.
 
Türkiye'nin önündeki mesele artık yalnızca “terör biter mi?” sorusu değildir.
 
Asıl soru şudur:
 
Terörün bitmesinden sonra Türkiye nasıl bir hukuk düzeni ve nasıl bir toplumsal sözleşme kuracak?
 
Eğer 468 oyla ortaya çıkan Meclis mutabakatı, hukuk devleti, demokratik siyaset ve toplumsal bütünleşme ile desteklenebilirse, 10 Ağustos 2026 yalnızca bir kanunun kabul edildiği tarih olarak kalmayabilir.
 
Türkiye'nin uzun yıllardır taşıdığı ağır bir yükün geride bırakılmaya başlandığı tarih olarak da hatırlanabilir.
 
Ancak bunun için bir şart var:
 
Silahların susması kadar, hukukun da konuşması gerekiyor.
 
Ve belki de “Terörsüz Türkiye” hedefinin gerçek anlamı tam olarak burada yatıyor...
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yerelvanhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.

van haber