Van’ın tüccarı, esnafı ve iş dünyası kendi iradesiyle karar vermeli!
Van Ticaret ve Sanayi Odası (Van TSO) seçimlerine sayılı günler kala kentte yaşanan gelişmeler, kamuoyunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
24 Ekim’de yapılması planlanan Van TSO seçimleri öncesinde yaşanan siyasi açıklamalar, adaylara yönelik destek iddiaları ve Diyarbakır’da yayımlanan bir yerel gazetenin Van TSO yönetimini hedef alan haberleri, seçim sürecinin ne kadar sağlıklı ilerlediği konusunda tartışmaları da beraberinde getirdi.
Peki, Van’ın kendi ticaret odası seçimleri neden başka kentlerin gündemine bu kadar yoğun biçimde taşınıyor? Vanlı tüccarın, esnafın ve iş insanlarının iradesi üzerinde bir tahakküm oluşturulmaya mı çalışılıyor? Yoksa yaşananlar, seçim sürecinin doğal bir parçası mı? Bu soruların yanıtını vermek için gelişmeleri dikkatle değerlendirmek gerekiyor.
DEM Parti Van Milletvekili Mahmut Dindar’ın, Van TSO’nun mevcut yönetimini istifaya davet etmesinin ardından Diyarbakır’da yayımlanan bir yerel gazetede Van TSO yönetimini sert biçimde eleştiren ve adaylardan birini öne çıkaran bir haberin yayımlanması, tartışmaları daha da alevlendirdi.
Elbette siyasetçilerin eleştiri hakkı vardır. Basın da kamu kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve yöneticileri eleştirebilir. Ancak burada üzerinde durulması gereken asıl mesele, eleştirinin hangi amaçla yapıldığı, nasıl bir dil kullanıldığı ve seçim sürecinde kamuoyuna nasıl yansıdığıdır. Özellikle bir yönetim ağır biçimde eleştirilirken bir adayın öne çıkarılması, ister istemez haberin tarafsızlığı ve seçim sürecindeki etkisi konusunda soru işaretleri doğurabilir. Bu durum olası vahameti gösteriyor.
Van TSO Kırmızı Liste başkan adayı İzzet Çoban da söz konusu gelişmelere tepki göstererek Diyarbakır'da yayımlanan yerel gazetenin haberinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Çoban, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Diyarbakır Yerel gazetesinin Van Ticaret ve Sanayi Odası hakkında yaptığı kapsamlı haber karşısında utanç duydum. Bu haberde Van TSO yönetimini yerden yere vuruyorlar. Bir adayımızı da öve öve bitiremiyorlar. Kendileri bu memleketin tüccarına, esnafına yön vermeye çalışıyorlar. Peki, bu hakkı nerede bulabiliyorlar?
Van basını, Diyarbakır Ticaret Odası seçimi olup bittikten sonra Diyarbakır Ticaret Odası adayları veya yönetimi hakkında bu kadar kapsamlı bir haber yaptığını görmedim. Ama Diyarbakır basını maalesef ilimizin seçimine karışma hakkını kendilerinde bulabiliyorlar. Bunun müsebbibi yine bazıları.
Biz siyasetçileriyle, STK'larıyla, esnafıyla, tüccarıyla birbirimize düştüğümüz sürece tabii ki onlar bu hakkı kendilerinde bulabilecekler.”
VAN'IN SEÇİMİNE VANLILAR KARAR VERMELİ
Ben de onlarca yılı geride bırakmış bir gazeteci olarak Van TSO Başkan adayı İzzet Çoban’ın dile getirdiği kaygıların üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum. Van’ın ekonomik geleceği, kentteki ticari hayatın yönü ve Vanlı iş insanlarının kendi temsilcilerini özgür iradeleriyle belirleyebilmesidir. Geçmişte olduğu gibi bugünde dışarıdan ilimize tasallut olan kişi veya gruplara müsade edilmemelidir.
Van’ın tüccarı, esnafı ve sanayicisi elbette eleştirebilir, sorgulayabilir ve adaylar arasında tercih yapabilir. Ancak bu tercihin herhangi bir siyasi baskı, yönlendirme veya dışarıdan müdahale algısı altında şekillenmemesi gerekir. Bir kentin ekonomik geleceğine yön verecek isimleri belirleme hakkı öncelikle o kentin üyelerine aittir.
Ben de gazetecilik mesleğinde onlarca yılı geride bırakmış biri olarak, bu seçim sürecinde yaşanan bazı gelişmeleri üzüntüyle takip ediyorum.
Daha Van TSO seçimlerinin startı yeni verilmişken, siyaseten tanınmış bir ismin dışarıdan Vanlı esnaf ve tüccarları telefonla arayarak bir aday için oy istediği duyumunu üzüntüyle öğrendim. Elbette bir siyasetçinin görüşünü açıklaması veya bir adayı desteklemesi tek başına suçlanacak bir durum değildir. Ancak bu desteğin nasıl iletildiği, muhataplarda herhangi bir baskı hissi oluşturup oluşturmadığı ve ticaret erbabının özgür iradesini etkileyip etkilemediği önemlidir.
Van’ın esnafı ve tüccarı, kimin kendisini daha iyi temsil edeceğine kendisi karar verebilecek olgunluğa ve iradeye sahiptir. Onların kararına saygı duymak, kentimizin demokratik ve ekonomik kültürünün bir gereğidir.
ÖNCE SİYASİ AÇIKLAMALAR VE DİKKAT ÇEKEN HABERLER
DEM Parti Van Milletvekili Mahmut Dindar’ın mevcut Van TSO yönetimini istifaya davet etmesinin ardından Diyarbakır’da yerel bir gazetede yayımlanan haber, seçim sürecine ilişkin tartışmaları daha görünür hâle getirdi.
Bir tarafta mevcut yönetimi sert biçimde eleştiren siyasi açıklamalar, diğer tarafta aynı yönetimi hedef alan ve adaylardan birini öne çıkaran bir yayın adeta kamera şakası gibi.
Bu gelişmelerin ard arda yaşanması, kamuoyunda haklı olarak çeşitli soruların sorulmasına neden oluyor.
Burada kimseyi peşinen suçlamak ya da kanıtlanmamış bir müdahale iddiasını kesin bir hüküm gibi ortaya koymak doğru olmaz. Fakat yaşanan gelişmelerin zamanlaması ve ortaya çıkardığı tablo da görmezden gelinemez. Kamuoyunun merak ettiği soruların açık, şeffaf ve ikna edici biçimde yanıtlanması gerekir.
Van TSO seçimleri, Van’ın kendi meselesidir. Elbette ülkenin her yerinden gazeteciler bu seçimi takip edebilir, siyasi aktörler görüşlerini açıklayabilir ve adaylar kamuoyu önünde tartışılabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak dışarıdan habercilik ile bir adayı öne çıkaran yayıncılık arasındaki çizgi de korunmalıdır.
Üstelik burada sorulması gereken başka bir soru daha var: Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri gündemdeyken Van basını aynı ölçüde Diyarbakır’daki seçimleri ve adayları gündemine taşıdı mı? İki kent arasında karşılaştırma yapılacaksa, bunun somut örnekler üzerinden değerlendirilmesi gerekir. Fakat bu sorunun kendisi bile yerel basının kentlerin kendi meselelerine ne kadar sahip çıktığı tartışmasını gündeme getiriyor.
VAN NEDEN KENDİ İÇİNDEN BİRLİK OLAMIYOR
Asıl üzerinde durmamız gereken nokta belki de tam olarak burasıdır.
Van, ekonomik anlamda gelişmek, yatırım çekmek, istihdam oluşturmak ve bölgesinde daha güçlü bir konuma gelmek istiyorsa önce kendi içinde ortak bir zeminde buluşmayı öğrenmelidir. Siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları, esnaf, tüccar, sanayici ve yerel basın; farklı görüşlere sahip olabilir. Bu, son derece doğaldır. Herkesin aynı düşünmesi beklenemez.
Ancak farklı düşünmek başka, kentin ortak çıkarlarını zedeleyecek bir ayrışmanın parçası olmak başkadır.
Van’ın meselelerini yine Van’ın insanları konuşmalı, tartışmalı ve çözüm üretmelidir. Kentin geleceğiyle ilgili kararlar alınırken dışarıdan gelen görüşler elbette dinlenebilir; fakat son sözü Van’ın kendi insanları söylemelidir.
Ne yazık ki biz kendi içimizde sürekli ayrıştığımız, birbirimizi yıprattığımız ve ortak meselelerimizde dahi yan yana duramadığımız sürece dışarıdan yapılan müdahale iddialarının ve yönlendirme girişimlerinin tartışılması da kaçınılmaz olacaktır.
Burada sorumluluk yalnızca bir adaya, bir siyasi partiye veya bir basın kuruluşuna yüklenemez. Kentin bütün aktörlerinin kendi tutumlarını gözden geçirmesi gerekir. Seçim süreçlerini kişisel hesaplaşmalara dönüştürmek, adaylar üzerinden kutuplaşma yaratmak ve esnafın tercihlerini tartışmaların merkezine yerleştirmek, Van’ın ihtiyaç duyduğu birlikteliğe katkı sunmaz.
TİCARET ODASI SİYASİ HESAPLAŞMA ALANI OLMAMALI
Ticaret ve sanayi odaları, üyelerinin ekonomik sorunlarını gündeme taşıyan, ticaretin gelişmesine katkı sunan ve kent ekonomisinin geleceğinde önemli rol oynayan kurumlardır. Bu kurumların seçimleri de üyelerin beklentileri, adayların projeleri, yönetim anlayışları ve hizmet kapasitesi üzerinden değerlendirilmelidir.
Adaylar eleştirilebilir. Mevcut yönetimin performansı sorgulanabilir. Rakip listelerin projeleri karşılaştırılabilir. Bunların tamamı seçimlerin doğal ve gerekli unsurlarıdır.
Ancak bütün bunlar yapılırken Vanlı tüccarın ve esnafın iradesine saygı duyulmalıdır. Bir adayın başarısı, başka bir adayın itibarsızlaştırılması üzerinden değil, ortaya koyduğu projeler ve üyelerine sunacağı katkılar üzerinden değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde basın kuruluşlarının da haber ile yorum arasındaki ayrımı gözetmesi, iddiaları somut bilgilerle desteklemesi ve kamuoyunu tek taraflı bir değerlendirmeye mahkûm etmemesi gerekir.
Van’ın ekonomik geleceği, seçim dönemlerinde yaşanan tartışmalardan çok daha önemlidir. Bu nedenle herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekiyor.
İŞİN HÜLASASI ŞUDUR
Van’ın iradesine sahip çıkalım
24 Ekim’de yapılması planlanan Van TSO seçimleri öncesinde yaşanan gelişmeler, kentimizdeki birlik ve beraberlik meselesini bir kez daha gündeme getirmiştir.
Benim itirazım, herhangi bir siyasetçinin konuşmasına, bir gazetecinin haber yapmasına veya bir adayın desteklenmesine değildir. İtirazım; seçim sürecinin baskı, yönlendirme ve karşılıklı yıpratma tartışmalarının gölgesinde kalması ihtimalinedir.
Van’ın tüccarı da esnafı da sanayicisi de kendi kararını özgürce verebilmelidir. Hiç kimse, Vanlıların iradesini küçümseyerek onlara kimin daha iyi olduğunu dayatmaya çalışmamalıdır.
Bu kentte siyasetçiler de var, gazeteciler de var, sivil toplum kuruluşları da var, yıllardır emek veren esnaf ve tüccarlar da var. Herkesin ortak bir sorumluluğu bulunuyor: Van’ın çıkarlarını kişisel ve siyasi hesapların üzerinde tutmak.
Unutmayalım ki biz bir bütün olamadığımız, ortak meselelerimizde yan yana duramadığımız sürece ayrışmalar büyür, tartışmalar derinleşir ve kentimizin kendi kararlarını özgürce alma iradesi hakkında soru işaretleri çoğalır.
Van’ın geleceği Van’da şekillenmeli, Van TSO’nun yönetimini de Vanlı üyeler kendi özgür iradeleriyle belirlemelidir.
Çünkü Van’ın tüccarı, esnafı ve iş insanı kendi kararını verecek iradeye sahiptir. Kentimize düşen görev ise bu iradeye saygı duymak, onu korumak ve seçim sürecini sağduyu içinde tamamlamaktır.
Van için birlik olalım, birbirimizi yıpratmak yerine ortak değerlerimize sahip çıkmanın tam zamanıdır.