Terörsüz Türkiye’den Yeni Anayasa İradesine
Van Haber
03.09.2026 - 18:42, Güncelleme:
03.09.2026 - 18:42
Terörsüz Türkiye’den Yeni Anayasa İradesine
Türkiye, 40 yıldır karşı karşıya kaldığı en ağır meselelerden birinin çözümünde yeni bir eşiği geride bıraktı.
Meclis’te 467 oyla kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, Türkiye’nin terör meselesini çözme iradesinin siyasetin geniş bir kesiminde karşılık bulduğunu gösteren önemli bir tabloyu ortaya koyuyor.
Bu nedenle 467 sayısını dar bir çerçeve içerisinde parlamenter bir aritmetik olarak okumamak gerekiyor.
Bu sayı, Türkiye’nin önüne koyduğu “Terörsüz Türkiye” hedefinin siyasi zemininin genişlediğini gösteren güçlü bir işarettir.
Ve bu noktada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır ısrarla vurguladığı bir perspektif yeniden önem kazanıyor:
Türkiye, kendi iç sorunlarını çözdükçe bölgesel ve küresel ölçekte daha güçlü bir aktör haline gelecektir. Yani dünyada umutla beklenen "Koç Başı"
Çünkü mesele, silahların susmasından çok daha büyük. Türkiye öncülüğünde dünyanın kaderi değişecek.
Mesele; devletin güvenliğini, milletin birliğini, toplumsal huzuru, demokratik siyasetin alanını ve Türkiye’nin geleceğe ilişkin iddiasını aynı zeminde buluşturabilmek.
Tam da bu nedenle yeni çerçeve yasaya ilişkin yapılan açıklamalarda özellikle milli egemenlik, üniter devlet yapısı, milli devlet niteliği ve ülkenin bütünlüğü vurgusunun öne çıkması tesadüf değil.
Türkiye, terör sorununu çözerken devletin temel niteliklerinden taviz veren bir model aramıyor. Asla ve katiyen söz konusu bile olamaz.
Tam tersine, devletin bütünlüğünü koruyarak toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmeyi hedefliyor.
Bu yaklaşım, Türkiye açısından kritik bir ayrım.
Çünkü geçmişte terör meselesinin etrafında oluşturulan tartışmalar çoğu zaman güvenlik ile demokrasi, devlet ile toplum, birlik ile özgürlük arasında bir tercih yapılması gerekiyormuş gibi sunuldu.
Bugün ortaya konulan yaklaşım ise bu başlıkların birbirinin alternatifi olmadığı fikrine dayanıyor.
467 oy neden önemli?
Bir kanunun Meclis’ten yüksek oyla geçmesi elbette tek başına bütün siyasi tartışmaların sona erdiği anlamına gelmez.
Ancak 467 gibi son derece yüksek bir oy oranının ortaya çıkması, kahir ekseriyetin kabul ettiği, özellikle Türkiye’nin yakın siyasi tarihi dikkate alındığında başlı başına Türkiye Yüzyılında Tam Bağımsız ve Güçlü Türkiye'nin müjdeleyen anlam içeriyor.
Mesaj çok net. Bu tablo, farklı siyasi görüşlerin en azından belirli bir temel üzerinde buluşabildiğini gösteriyor:
Türkiye’nin terör yükünden kurtulması, şiddetin siyaset üzerindeki gölgesinin kalkması ve toplumsal barışın güçlendirilmesi.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın siyasi liderliğinin en önemli özelliklerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Uzun yıllardır çözülmesi zor görülen meseleleri yalnızca mevcut şartlar üzerinden değil, Türkiye’nin gelecekteki kapasitesi üzerinden değerlendiren bir siyasi perspektif ortaya koyuyor.
“Terörsüz Türkiye” hedefi de bu perspektifin en önemli başlıklarından biri.
Şehit ve gazilerimizin hassasiyeti göz ardı edilmedi.
Böylesine kritik bir süreçte toplumun en hassas kesimlerinin kaygılarının dikkate alınması ise ayrı bir önem taşıyor.
Şehit ailelerimiz ve gazilermiz bu meselenin insani ve vicdani boyutunun taşıyıcılarıdır.
Süreçte bu kesimlerin dinlenmiş olması ve görüşlerinin değerlendirilmesi, toplumsal meşruiyet açısından önemlidir.
İhtiyaç duyulan şey, toplumun mümkün olan en geniş kesimini aynı gelecekte buluşturabilecek bir ortak zemindir.
Kamuoyunda en fazla tartışılan başlıklardan biri de düzenlemenin kapsamı.
Burada teknik ayrımın vatandaş tarafından anlaşılabilmesi gerekiyor.
Ortaya konulan modelin “genel af” olmadığı özellikle vurgulanıyor.
Bunun yerine, süreç kapsamında değerlendirilecek kişiler bakımından bireysel dosyalar üzerinden karar verilmesi öngörülüyor.
Yani mesele, herkes için otomatik ve toplu bir hukuki sonuç doğuran bir düzenleme olarak tarif edilmiyor.
Her dosyanın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi ve ilgili kurulun vereceği kararlar doğrultusunda işlem yapılması hedefleniyor.
Türkiye’nin burada kurmaya çalıştığı mekanizma, bir taraftan silah bırakma ve örgütsel bağın sona ermesi hedefini güvence altına alırken, diğer taraftan devletin güvenlik hassasiyetlerini koruyan bir hukuki çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.
Evet, zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Etrafımızdaki gelişmeler, devletlerin iç bütünlükleriyle de sınandığını gösteriyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın “Türkiye iç kalesini tahkim etmek mecburiyetindedir” yaklaşımı bu nedenle siyasi bir söylem olarak okunmamalı.
İçeride güçlü bir toplumsal bütünlük sağlayamayan ülkelerin dışarıda güçlü ve bağımsız bir politika yürütmesi kolay değildir.
Terörsüz Türkiye, daha güçlü bir Türkiye hedefidir.
Asıl ihtiyaç duyulan yeni anayasa.
Belki de bu sürecin bundan sonraki en önemli tartışması burada başlayacak.
Türkiye’nin yeni ve sivil bir anayasa yapıp yapmayacağı
Bugün siyasi iklimin böyle bir adım için olgunlaştığı yönündeki değerlendirmeler, aslında Türkiye’nin daha geniş bir demokratik dönüşüm ihtiyacına işaret ediyor.
Türkiye'nin anayasa tarihi, büyük ölçüde darbelerin ve olağanüstü dönemlerin gölgesinde şekillenmiş bir tarihtir.
Örnek olarak 1961 ve 1982 Anayasası.
Bugün ihtiyaç duyulan ise toplumun kendi iradesiyle, sivil siyasetin öncülüğünde ve geniş bir mutabakatla oluşturulacak bir anayasal zemindir.
Elbette herkesin istediğinin eksiksiz biçimde gerçekleşmesi mümkün değildir.
Demokratik uzlaşma zaten bunun için vardır.
Esas olan; eşitliği, özgürlüğü, katılımı ve hukuk devletini güçlendiren, aynı zamanda Türkiye’nin milli bütünlüğünü güvence altına alan ortak bir ana eksen oluşturabilmektir.
Dünyanın farklı bölgelerinde terör, etnik çatışma, toplumsal bölünme ve siyasal istikrarsızlık ülkelerin önündeki en büyük sorunlar arasında.
Türkiye, kendi tarihinden ve tecrübesinden hareket ederek, bu sorunları devletin bütünlüğünü koruyarak, siyasetin alanını genişleterek ve toplumsal mutabakatı güçlendirerek, ortaya gerçekten incelenmeye değer bir model çıkabilir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın “Türkiye modeli” vurgusunun arkasındaki temel iddia da budur.
Türkiye’nin kendi sorunlarını çözme kapasitesi, zaman içerisinde başka ülkeler açısından da örnek teşkil edebilir.
Ancak kanunlar kadar önemli başka bir konu daha var:
Siyasetin dili ve siyasi samimiyet.
Eski dönemin sertlikleri, ezberleri ve kutuplaştırıcı ifadeleri yeni dönemin ihtiyaçlarına kesinlikle cevap vermez aksine bozar.
Türkiye’nin önünde yeni bir dönem açılıyor. Bu dönemin siyasi dili de buna uygun olmak zorunda. Muhalefet iktidar partisiyle tek yürek olmalı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın siyasi iradesi
bütün bu tabloyu bir arada değerlendirdiğimizde, siyasi iradenin merkezî önemi daha net görülüyor.
Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hassasiyetlerinin sürecin dışında bırakılmaması, devletin temel niteliklerinden taviz verilmemesi siyasi iradenin samimiyetini ve iradesini ortaya açık bir şekilde koyuyor.
Ve nihayetinde Meclis’te 467 oy gibi son derece yüksek bir destek ortaya çıkması.
Bütün bunlar, Türkiye’nin uzun süredir tartıştığı bir meselenin farklı bir aşamaya taşındığını gösteriyor.
Elbette bundan sonra da tartışmalar olacaktır.
Olmalıdır da.
Demokrasi, farklı fikirlerin konuşulmasını gerektirir.
Fakat tartışmanın merkezine konulması gereken soru şudur:
Türkiye, terör sorununu geride bırakıp enerjisini kendi geleceğine yöneltebilecek mi?
467 oy, bu soruya verilen siyasi cevabın güçlü olduğunu gösteriyor.
Şimdi mesele, bu siyasi iradeyi kalıcı toplumsal barışa, güçlü bir hukuk zeminine, demokratik normalleşmeye ve Türkiye’nin gelecekteki büyük hedeflerine dönüştürebilmek.
Terörsüz Türkiye; daha güçlü ekonomi, daha güçlü demokrasi, daha güçlü devlet ve daha güçlü bir Türkiye iddiasının başlangıç noktasıdır.
Ve belki de bugün Türkiye’nin önündeki asıl tarihi fırsat tam olarak budur:
İçeride barışını güçlendiren Türkiye, dışarıda çok daha güçlü bir gelecek kurabilir.
Kalın sağlıcakla...
HABER: ERHAN UĞURLU
Vanhaberleri - Van haber - Yerel Van Haber - Yerel haberler
Türkiye, 40 yıldır karşı karşıya kaldığı en ağır meselelerden birinin çözümünde yeni bir eşiği geride bıraktı.
Meclis’te 467 oyla kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, Türkiye’nin terör meselesini çözme iradesinin siyasetin geniş bir kesiminde karşılık bulduğunu gösteren önemli bir tabloyu ortaya koyuyor.
Bu nedenle 467 sayısını dar bir çerçeve içerisinde parlamenter bir aritmetik olarak okumamak gerekiyor.
Bu sayı, Türkiye’nin önüne koyduğu “Terörsüz Türkiye” hedefinin siyasi zemininin genişlediğini gösteren güçlü bir işarettir.
Ve bu noktada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır ısrarla vurguladığı bir perspektif yeniden önem kazanıyor:
Türkiye, kendi iç sorunlarını çözdükçe bölgesel ve küresel ölçekte daha güçlü bir aktör haline gelecektir. Yani dünyada umutla beklenen "Koç Başı"
Çünkü mesele, silahların susmasından çok daha büyük. Türkiye öncülüğünde dünyanın kaderi değişecek.
Mesele; devletin güvenliğini, milletin birliğini, toplumsal huzuru, demokratik siyasetin alanını ve Türkiye’nin geleceğe ilişkin iddiasını aynı zeminde buluşturabilmek.
Tam da bu nedenle yeni çerçeve yasaya ilişkin yapılan açıklamalarda özellikle milli egemenlik, üniter devlet yapısı, milli devlet niteliği ve ülkenin bütünlüğü vurgusunun öne çıkması tesadüf değil.
Türkiye, terör sorununu çözerken devletin temel niteliklerinden taviz veren bir model aramıyor. Asla ve katiyen söz konusu bile olamaz.
Tam tersine, devletin bütünlüğünü koruyarak toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmeyi hedefliyor.
Bu yaklaşım, Türkiye açısından kritik bir ayrım.
Çünkü geçmişte terör meselesinin etrafında oluşturulan tartışmalar çoğu zaman güvenlik ile demokrasi, devlet ile toplum, birlik ile özgürlük arasında bir tercih yapılması gerekiyormuş gibi sunuldu.
Bugün ortaya konulan yaklaşım ise bu başlıkların birbirinin alternatifi olmadığı fikrine dayanıyor.
467 oy neden önemli?
Bir kanunun Meclis’ten yüksek oyla geçmesi elbette tek başına bütün siyasi tartışmaların sona erdiği anlamına gelmez.
Ancak 467 gibi son derece yüksek bir oy oranının ortaya çıkması, kahir ekseriyetin kabul ettiği, özellikle Türkiye’nin yakın siyasi tarihi dikkate alındığında başlı başına Türkiye Yüzyılında Tam Bağımsız ve Güçlü Türkiye'nin müjdeleyen anlam içeriyor.
Mesaj çok net. Bu tablo, farklı siyasi görüşlerin en azından belirli bir temel üzerinde buluşabildiğini gösteriyor:
Türkiye’nin terör yükünden kurtulması, şiddetin siyaset üzerindeki gölgesinin kalkması ve toplumsal barışın güçlendirilmesi.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın siyasi liderliğinin en önemli özelliklerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Uzun yıllardır çözülmesi zor görülen meseleleri yalnızca mevcut şartlar üzerinden değil, Türkiye’nin gelecekteki kapasitesi üzerinden değerlendiren bir siyasi perspektif ortaya koyuyor.
“Terörsüz Türkiye” hedefi de bu perspektifin en önemli başlıklarından biri.
Şehit ve gazilerimizin hassasiyeti göz ardı edilmedi.
Böylesine kritik bir süreçte toplumun en hassas kesimlerinin kaygılarının dikkate alınması ise ayrı bir önem taşıyor.
Şehit ailelerimiz ve gazilermiz bu meselenin insani ve vicdani boyutunun taşıyıcılarıdır.
Süreçte bu kesimlerin dinlenmiş olması ve görüşlerinin değerlendirilmesi, toplumsal meşruiyet açısından önemlidir.
İhtiyaç duyulan şey, toplumun mümkün olan en geniş kesimini aynı gelecekte buluşturabilecek bir ortak zemindir.
Kamuoyunda en fazla tartışılan başlıklardan biri de düzenlemenin kapsamı.
Burada teknik ayrımın vatandaş tarafından anlaşılabilmesi gerekiyor.
Ortaya konulan modelin “genel af” olmadığı özellikle vurgulanıyor.
Bunun yerine, süreç kapsamında değerlendirilecek kişiler bakımından bireysel dosyalar üzerinden karar verilmesi öngörülüyor.
Yani mesele, herkes için otomatik ve toplu bir hukuki sonuç doğuran bir düzenleme olarak tarif edilmiyor.
Her dosyanın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi ve ilgili kurulun vereceği kararlar doğrultusunda işlem yapılması hedefleniyor.
Türkiye’nin burada kurmaya çalıştığı mekanizma, bir taraftan silah bırakma ve örgütsel bağın sona ermesi hedefini güvence altına alırken, diğer taraftan devletin güvenlik hassasiyetlerini koruyan bir hukuki çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.
Evet, zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Etrafımızdaki gelişmeler, devletlerin iç bütünlükleriyle de sınandığını gösteriyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın “Türkiye iç kalesini tahkim etmek mecburiyetindedir” yaklaşımı bu nedenle siyasi bir söylem olarak okunmamalı.
İçeride güçlü bir toplumsal bütünlük sağlayamayan ülkelerin dışarıda güçlü ve bağımsız bir politika yürütmesi kolay değildir.
Terörsüz Türkiye, daha güçlü bir Türkiye hedefidir.
Asıl ihtiyaç duyulan yeni anayasa.
Belki de bu sürecin bundan sonraki en önemli tartışması burada başlayacak.
Türkiye’nin yeni ve sivil bir anayasa yapıp yapmayacağı
Bugün siyasi iklimin böyle bir adım için olgunlaştığı yönündeki değerlendirmeler, aslında Türkiye’nin daha geniş bir demokratik dönüşüm ihtiyacına işaret ediyor.
Türkiye'nin anayasa tarihi, büyük ölçüde darbelerin ve olağanüstü dönemlerin gölgesinde şekillenmiş bir tarihtir.
Örnek olarak 1961 ve 1982 Anayasası.
Bugün ihtiyaç duyulan ise toplumun kendi iradesiyle, sivil siyasetin öncülüğünde ve geniş bir mutabakatla oluşturulacak bir anayasal zemindir.
Elbette herkesin istediğinin eksiksiz biçimde gerçekleşmesi mümkün değildir.
Demokratik uzlaşma zaten bunun için vardır.
Esas olan; eşitliği, özgürlüğü, katılımı ve hukuk devletini güçlendiren, aynı zamanda Türkiye’nin milli bütünlüğünü güvence altına alan ortak bir ana eksen oluşturabilmektir.
Dünyanın farklı bölgelerinde terör, etnik çatışma, toplumsal bölünme ve siyasal istikrarsızlık ülkelerin önündeki en büyük sorunlar arasında.
Türkiye, kendi tarihinden ve tecrübesinden hareket ederek, bu sorunları devletin bütünlüğünü koruyarak, siyasetin alanını genişleterek ve toplumsal mutabakatı güçlendirerek, ortaya gerçekten incelenmeye değer bir model çıkabilir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın “Türkiye modeli” vurgusunun arkasındaki temel iddia da budur.
Türkiye’nin kendi sorunlarını çözme kapasitesi, zaman içerisinde başka ülkeler açısından da örnek teşkil edebilir.
Ancak kanunlar kadar önemli başka bir konu daha var:
Siyasetin dili ve siyasi samimiyet.
Eski dönemin sertlikleri, ezberleri ve kutuplaştırıcı ifadeleri yeni dönemin ihtiyaçlarına kesinlikle cevap vermez aksine bozar.
Türkiye’nin önünde yeni bir dönem açılıyor. Bu dönemin siyasi dili de buna uygun olmak zorunda. Muhalefet iktidar partisiyle tek yürek olmalı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın siyasi iradesi
bütün bu tabloyu bir arada değerlendirdiğimizde, siyasi iradenin merkezî önemi daha net görülüyor.
Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hassasiyetlerinin sürecin dışında bırakılmaması, devletin temel niteliklerinden taviz verilmemesi siyasi iradenin samimiyetini ve iradesini ortaya açık bir şekilde koyuyor.
Ve nihayetinde Meclis’te 467 oy gibi son derece yüksek bir destek ortaya çıkması.
Bütün bunlar, Türkiye’nin uzun süredir tartıştığı bir meselenin farklı bir aşamaya taşındığını gösteriyor.
Elbette bundan sonra da tartışmalar olacaktır.
Olmalıdır da.
Demokrasi, farklı fikirlerin konuşulmasını gerektirir.
Fakat tartışmanın merkezine konulması gereken soru şudur:
Türkiye, terör sorununu geride bırakıp enerjisini kendi geleceğine yöneltebilecek mi?
467 oy, bu soruya verilen siyasi cevabın güçlü olduğunu gösteriyor.
Şimdi mesele, bu siyasi iradeyi kalıcı toplumsal barışa, güçlü bir hukuk zeminine, demokratik normalleşmeye ve Türkiye’nin gelecekteki büyük hedeflerine dönüştürebilmek.
Terörsüz Türkiye; daha güçlü ekonomi, daha güçlü demokrasi, daha güçlü devlet ve daha güçlü bir Türkiye iddiasının başlangıç noktasıdır.
Ve belki de bugün Türkiye’nin önündeki asıl tarihi fırsat tam olarak budur:
İçeride barışını güçlendiren Türkiye, dışarıda çok daha güçlü bir gelecek kurabilir.
Kalın sağlıcakla...
HABER: ERHAN UĞURLU
Vanhaberleri - Van haber - Yerel Van Haber - Yerel haberler
Van HABERİ
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.